Prof. Dr. Erol Özmen

Manisa Celal Bayar Üniversitesi
Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sağlık Hizmetlerinde İletişim Anabilim Dalı

Prof. Dr. Erol Özmen

Ülkemizde sık sık herkesi şaşırtan, açıklanması ve anlaşılması zor durumları ifade etmek için “burası Türkiye” ifadesi kullanılır. Bir toplumun kendisini yalnız iki sözcük ile bundan daha güzel anlatması düşünülemez. “Burası Türkiye”, bu ülkenin kendisinin özetidir. Büyülü, gizemli, yüklü ve dolu bir deyimdir; karşıt anlamları içinde barındırır. Bir yandan övünmeyi, bir yandan da eleştiriyi içerir. En çok da farklı ve kendine özgü olduğunu vurgular.
Bir psikiyatristin gözüyle Türk insanının ele alındığı ve Türk insanının kendisi ile ilgili farkındalığını arttırmayı amaçlayan bu kitabında Prof. Dr. Erol Özmen günlük yaşamda hepimizin karşılaştığı olayları anlamlandırmaya çalışmanın yanı sıra günlük yaşamda çok sık karşılaştığımız kutuplaşma, güven/özgüven ve kimlik sorunları gibi konularda da kuramsal yorumlarda bulunmuştur. Prof. Dr. Erol Özmen kitabında ayrıca “Keloğlan”, “maşallah”, “kader”, “dünyada ölümden başkası yalan” gibi kültürümüzün ürünlerini, trafikte yaşanan sorunları, hakemlere yönelik tepkileri, ülkemizdeki çocuk yetiştirme biçimlerini, bir zamanlar Kemalettin Tuğcu’nun çok sevilmesinin nedenlerini, Türk insanının narsisistik özelliklerini, otorite ile ilişkilerini ve bana bir şey olmaz anlayışını incelemiştir.

Günümüzde insanlarla ilişkilerde başarılı olmanın önkoşulu her türlü insanla geçinebilme becerisine sahip olmaktır. Fakat öyle insanlar vardır ki onlarla bir çok kişi anlaşamaz. Geçinilmesi zor insanlar olarak nitelenen bu insanlar çevrelerindeki insanların çoğu ile geçinemezler; herkes de çoğu zaman bu insanlardan uzak durmaya çalışır. Fakat bu kimi zaman mümkün değildir. Evde, iş yerinde, çarşıda, pazarda, sokakta, kısaca yaşamın sürdüğü her yerde geçinilmesi zor insanlarla karşılaşmak mümkündür. Bazı durumlarda bu insanlarla ilişkiyi sürdürme zorunluluğu vardır ve o insanlarla geçinmenin yolunu bulmaktan başka çare yoktur. Böyle durumlarda ilişkilerin mümkün olduğunca daha az çatışma yaşanacak şekilde sürdürülebilmesi için kişinin hem kendini hem karşısındaki insanı tanıması ve kişilik özelliklerine göre nasıl davranması gerektiğini bilmesi gerekmektedir. Her an bir anlaşmazlık ya da çatışma yaşanma olasılığı nedeniyle geçinilmesi zor insanlarla ilişkilerde ise ilişkinin yönlendirilmesi ve yönetilmesi gerekmektedir.

Bu kitap insanlarla ilişkilerini geliştirmek ve geçinilmesi zor insanlarla geçinme becerisi kazanmak isteyenlere seslenmektedir.

Kendini tanıma, bir yanıyla basit, bir yanıyla da büyülü bir ifadedir. İlk bakışta insanın kendini tanımayacağı düşünülemez bile. Bunun üzerinde biraz düşünüldüğünde ise insan kendini bir anda büyülü bir çekim alanı içinde bulur. Çocuksu bir heyecan içinde korkulu bir merak duygusu yaşanır. Kendisiyle ilgili karşılaşabileceğini düşündükleri ürkütür insanı. Her insan içinde kendisinin bile bilmediği bir şeyleri sakladığının farkındadır. Aslında her şey burada gizlidir. İnsanların iç dünyasındaki her şeyi bilmesini engelleyen düzenekler bulunmaktadır. Bunlar insanın ruhsal bütünlüğünü korumasını sağlar. Bu düzenekler insanın doğasında bulunan ve doğduğundan itibaren yaşadıkları ile şekillenen iç dünyasında taşıdığı öfke, kıskanma, haset, bencillik ve saldırganlık gibi istenmeyen insani özellikleri saklamaktadır. Bu nedenle kendini tanıma, hem bu düzenekleri anlama uğraşı, hem de iç dünyanın derinliklerine doğru katman katman inilen bir yolculuktur.

Kendini tanıma, öncelikle insanın iç dünyasıyla, başka bir deyişle kendisiyle iletişime geçmesidir. Bu süreç insanın yaşadığı duyguları, aklından geçen düşünceleri, canlı ve cansız her türlü varlığa gösterdiği tutum ve davranışlarını yargılamadan gözlemesini ve çözümlemesini gerektirmektedir. İnsanın kendini iyi tanıması, olumlu ve olumsuz ya da iyi ve kötü yönlerini bilmesi, günlük yaşam içinde neyi yapıp yapamayacağını, yaşadıkları karşısında neler hissedeceğini, neler düşüneceğini ve neler yapacağını öngörebilmesi, içindeki istek ve gereksinimlerini görebilmesi ile yakından ilişkilidir.

Bu kitap kendi sınırlılığı içinde “İnsan neden kendini tanımak ister?”, “İnsan kendini tanımaz mı?”, “İnsan kendini tanımak için neler yapabilir?”, “Kendini tanıma o kişinin daha mutlu bir yaşam sürmesini sağlar mı?”, “Başkasını tanımak ve anlamak insanın kendini tanımasından daha önemli değil mi?” gibi sorulara yanıt arayan; fakat bu sorulara son noktayı koyduğunu ileri sürmeyen bir kitaptır. Kendini daha iyi tanımak isteyenlere kafalarındaki soru işaretlerine cevaplar bulmasına yardımcı olmayı ve kendini tanıma yolculuğunda mesafe almasını sağlamayı amaçlamaktadır.

Hem ülkemizde hem yurtdışında yapılan araştırmalar ve günlük uygulamalar, depresyon konusunda toplum içinde belirgin bir bilgi eksiğinin bulunduğunu göstermektedir. Diğer yandan toplum içinde depresyon konusunda var olan yanlış inançların da bu hastaları olumsuz etkilediği görülmektedir. Oysa depresyonlu hastanın kendi hastalığını anlaması ve bu hastaların yakınları tarafından daha iyi anlaşılması için depresyon konusunda doğru ve yeterli bilgiye sahip olmak çok önemlidir. Depresyonun toplum içinde çok sık görülen bir hastalık olması bu durumun önemini daha da arttırmaktadır.

Diğer yandan depresyonlu kişilerin büyük bir bölümü çeşitli nedenlerle yeterli ya da uygun tedavi görememektedir. Bunun en önemli nedenleri arasında depresyonun bir hastalık olarak tanınmaması ya da tedavi edilebilecek bir durum olarak görülmemesi bulunmaktadır. Diğer yandan “akıl hastası” olarak niteleneceği endişesi de bir çok kişinin depresyonu için doktora başvurmasını önlemektedir.
Depresyonlu hastalarda gözlenen üzüntü, mutsuzluk, isteksizlik, karamsarlık, umutsuzluk, neşesizlik gibi duyguların her insanın yaşamında bir çok kez yaşadığı duygular olması, depresyonun tanınmasını olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca depresyonlu hastalarda çok sık görülen ağrılar, iştahsızlık, zayıflama, halsizlik ve çarpıntı gibi bedensel belirtiler ise yalnız hastaları değil zaman zaman hekimleri de yanıltabilmekte ve bu kişilerde öncelikle bedensel hastalıkların bulunduğunu akla getirmektedir.

Depresyon yaşayan kişinin kişisel, sosyal ve mesleksel yaşamının bundan belirgin olarak etkileniyor olması, bu hastaların tanınmasını ve uygun biçimde tedavi edilmesini gerektirmektedir. Bu kitap depresyon yaşayan kişilerin yaşadığı acıyı dindirmede katkısı olacağı umuduyla hem depresyon yaşayanlara, hem depresyon yaşayan bir yakını olanlara, hem de depresyon hakkında bilgi edinmek isteyenlere depresyonu tanıtmayı amaçlanarak hazırlanmıştır.